Türkiye – Suriye – Kürt Meselesi Güncel Konjonktürde Nereye Düşüyor?
Son zamanlarda şu duyguya sık sık kapılıyorum:
Türkiye, Suriye ve Kürt meselesi üzerine konuşurken, sanki dünyanın başka bir evresine ait bir dil kullanıyoruz.
Sorunlar gerçek, acılar gerçek; ama bu meseleleri ele alış biçimimiz, küresel konjonktürle giderek uyumsuz hale geliyor.
Bu bir “vazgeçme” hali değil.
Daha çok, zamanın ruhunu yeniden okuma ihtiyacı.
Dünya Gündemi Yer Değiştirdi
Yakın geçmişte dünya siyaseti;
haklar, kimlikler, demokrasi ve sivil toplum üzerinden konuşuluyordu.
Bugün ise tablo net biçimde değişti.
Artık belirleyici olanlar şunlar:
Büyük güç rekabeti
Enerji ve lojistik hatları
Savunma sanayi ve teknoloji
Yapay zekâ, veri ve dijital üstünlük
Göç ve güvenlik zincirleri
Bu yeni tabloda “insan onuru”, “eşit yurttaşlık”, “toplumsal barış” gibi kavramlar,
ne yazık ki karar verici başlıklar olmaktan çıktı.
Küresel sistem için bunlar, çoğu zaman araçsallaştırılan yan unsurlar haline geldi.
Sorunlar Yapay Değil, Ama Gündem Dışı
Burada önemli bir ayrımı yapmak gerekiyor.
Türkiye–Kürt meselesi de, Suriye’nin parçalanmışlığı da yapay sorunlar değil.
Gerçekler. Yaşanmışlıkları, bedelleri, travmaları var.
Ama günümüz dünyasında bu meseleler:
Küresel güç dengelerinin merkezinde yer almıyor
Büyük aktörlerin öncelik listesinde üst sıralarda değil
Daha çok “yönetilmesi gereken risk alanları” olarak görülüyor
Bu da şu sonucu doğuruyor:
Ahlaken doğru olan pek çok söz, sistem içinde karşılık bulamıyor.
Ahlaklı Ama Güçsüz Bir Dil mi Kullanıyoruz?
Bugün hâlâ:
“Tanıma”
“Hak”
“Kimlik”
“Barış”
diliyle konuşuyoruz.
Bu dil yanlış değil.
Ama küresel sistem artık bu dile kulak vermiyor.
Bu yüzden şu soru kaçınılmaz hale geliyor:
Biz doğru şeyleri söylüyoruz ama yanlış bir dünyada mı söylüyoruz?
Belki de mesele, ne söylediğimizden çok nasıl ve hangi bağlamda söylediğimizle ilgili.
Yeni Dönemde Asıl Kırılma Nerede?
Bugün dünyada asıl kırılma hattı;
kimlikler arasında değil, güç üretenlerle tüketenler arasında oluşuyor.
Üreten:
Ekonomik değer
Teknoloji
Gıda
Lojistik
Dijital altyapı
üreten ayakta kalıyor.
Bu tablo içinde;
sadece hak talep eden, ama güç üretmeyen yapılar etkisizleşiyor.
Belki de bu yüzden klasik “çözüm metinleri” artık havada kalıyor hissi veriyor.
O Zaman Ne Yapmalı?
Bu, “bu meseleleri konuşmayalım” demek değil.
Ama belki şunu demek gerekiyor:
Bu sorunları;
soyut siyaset
büyük laflar
ezberlenmiş kavramlar
üzerinden değil;
yerel ekonomi
birlikte üretim
bölgesel kalkınma
dijital ve fiziksel ağlar
somut karşılıklı bağımlılık
üzerinden yeniden düşünmek gerekiyor.
İnsanlar birlikte üretiyorsa,
birlikte kazanıyorsa,
birlikte hayat kuruyorsa,
kimlik çatışmaları ikincil hale geliyor.
Son Söz Yerine
Bugün hissettiğimiz “yapaylık” duygusu,
sorunların sahte olmasından değil;
dünyanın hızla başka bir yere savrulmasından kaynaklanıyor.
Sorularımız eski değil,
ama dünya artık daha acımasız, daha çıplak ve daha güç odaklı.
Belki de artık şu soruyu sormanın zamanı geldi:
Barışı nasıl talep ederiz değil,
barışı hangi somut zemin üzerinde mümkün kılabiliriz?
Bu soruya verilecek cevaplar,
yeni dönemin gerçekçi ve kalıcı yol haritasını belirleyecek.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Yorumlarınız işin teşekkür ederim.