Roma’yı yıkan iklimdi, Bizans’ı yıkan bizdik. Şimdi sıra bize mi geldi?
Bir bina düşünün. Statik hesapları sağlam, cephesi güzel. Ama zemin etüdünde bir şey atlanmış: alttaki toprak kayıyor. O bina ne kadar sağlam olursa olsun, yıkılır.
Tarih de böyle. Görünen aktörler –kral, fatih, ordu– cephenin ta kendisi. Ama asıl taşıyıcı sistem, görünmeyen zemin hareketlerinde: iklimde, otlaklarda, veride.
Bir mimar olarak sistemleri okumaya alışığım. Son beş yıldır, tuğla ve harcın yanına kod ve algoritmayı da koydum. Yüzü aşkın dijital yapı inşa ettim. Ama sonra şu soruyla sarsıldım: Acaba ben de, farkında olmadan, çökmekte olan bir zemin üzerine mi inşa ediyorum?
İşte o zaman, tarihin temeline baktım.
Roma’nın Çöküşünün Proje Raporu:
Müşteri: "Barbar" dediğimiz Cermen kavimleri. Onları taşıyan taşeron: Orta Asya’dan gelen Hunlar. Peki onları harekete geçiren temel proje şartnamesi neydi? Kuraklık. Otlakları kuruyan atlı bozkır insanı, batıya doğru bir domino etkisi başlattı. Roma, içindeki çürümüşlükle birleşen bu dış basınca dayanamadı. Yıkıldı.
Yani, Roma’yı aslında ‘iklim değişikliği’ yıktı. Barbarlar sadece uygulayıcıydı.
Simetrinin Güzelliği:
Yüzyıllar sonra, Roma’nın doğudaki mirasçısı Bizans’ın kapısına bu sefer biz dayandık. Osmanlı olarak. Ve 1453’te o kapıyı kırdık. Batı’yı barbarlar, Doğu’yu Türkler bitirdi. Tarih, mükemmel bir simetriyle kapanmış gibiydi.
Bu fetih, Yeni Çağ denen yeni bir zamanın başlangıç vuruşuydu. Avrupalı, bizim kontrolümüzdeki İpek Yolu’nu kaybedince, denizlere açıldı. Coğrafi Keşifler, sonra Rönesans, sonra Aydınlanma derken, tüm dünyayı değiştirecek bir süreç başladı.
Peki Aydınlanma Ne İnşa Etti?
Rönesans, antikiteden aldığı insan figürünü yeniden yonttu. Aydınlanma ise, o heykeli kilisenin kutsal alanından çıkarıp, aklın meydanına dikti. “Birey” dedi, “eleştiri” dedi, “bilim” dedi. Bu, insanlık için yepyeni bir proje' ydi. Projenin adı: Modernite.
Ancak her proje gibi bunun da bir ömrü vardı.
Bugün O Projenin Şantiyesindeyiz ve Her Şey Toz Duman.
Modernitenin inşa ettiği ulus-devlet, seküler toplum, ortak gerçeklik algısı sallanıyor. Yerine ne geliyor?
* Sosyal medya algoritmalarıyla parçalanmış gerçeklikler.
* Teknoloji tekellerinin elindeki kişisel verilerimiz.
* Popülizmlerin yıktığı kurumlar.
* Ve üzerinde yükseldiğimiz gezegeni iklim kriziyle tüketişimiz.
Bir mimar olarak soruyorum: Bu, yeni bir ‘Kavimler Göçü’nün başlangıcı mı? Bu sefer atlarımız yok, ama veri paketlerimiz ve algoritmalarımız var. Göç ettiğimiz yer ise fiziki değil, dijital alemler.
Peki Biz, Türkler – Geçmişin Tetikleyicileri – Bu Sefer Ne Yapacağız?
Tarih bize iki rol biçmiş: Çağ değiştiren tetikleyici (Hunlar) ve yeni çağın mimarı (Selçuklu, Osmanlı, Cumhuriyet). Bugün de aynı çataldayız.
Gıdadan sağlığa, eğitimden tarıma kurduğumuz yüzlerce dijital platform, aslında yeni bir ekosistemin prototipleri. Ama kritik soru şu: Bu platformları, Google ve Facebook’un ‘dijital feodalizmi’nin küçük birer kopyası olarak mı inşa edeceğiz? Yoksa yeni bir ‘dijital kamusal alan’ın, adil, şeffaf, kullanıcıya ait temellerini mi atacağız?
Ben, ikincisini seçiyorum. Neden? Çünkü mimar, sadece müşterinin istediğini yapan bir usta değildir. Mimar, içinde yaşanacak dünyayı hayal eden ve onun taşıyıcı sistemlerini kuran kişidir.
Bu yüzden, projelerime bir ‘Dijital Anayasa’ yazıyorum.
Bu anayasada şu maddeler var:
1. Kullanıcı, verisinin gerçek sahibidir. Görür, siler, götürür.
2. Algoritmalar şeffaftır. “Neden bunu görüyorum?” sorusunun cevabı vardır.
3. Platform bir hapishane değildir. Çıkış kapıları her zaman açıktır.
4. Değer, onu üretenlerle adilce paylaşılır.
5. Kod mümkün olduğunca açıktır, duvar örülmez.
Bu, daha yavaş ve zor bir yol. Ama sürdürülebilir olan, zor olandır.
Sonuç:
Tarih bize gösterdi ki, büyük yıkımların altında genelde kör noktadaki bir zemin kayması yatar. Hunları göçe zorlayan iklimdi. Bugün bizim zeminimiz de kayıyor: dijital, ekolojik, toplumsal.
Bir önceki çağ değişiminde at üstünde, ok ve yayla tetikleyici olduk. Bu seferki çağ değişiminde, dizüstü bilgisayar ve açık kaynak kodla ne olacağız? Sadece yıkımın tetikleyicisi mi, yoksa yeni dünyanın mimarları mı?
Cevap, bugün yazdığımız her satır kodda, kurduğumuz her sistemin ‘etik statik projesinde’ gizli.
İnşa ettiğimiz her şey, aynı zamanda içinde yaşayacağımız geleceğin temelidir. Temeli sağlam atalım.
---
Yazar: Dijital ekosistem mimarı, tarih meraklısı ve açık kaynak savunucusu.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Yorumlarınız işin teşekkür ederim.