16 Kasım 2025 Pazar

Pandemi Sonrası Dünya Düzeni: Ekonomik, Sosyal ve Jeopolitik Analiz

Giriş


COVID-19 pandemisi, sadece bir sağlık krizinden ibaret değil; aynı zamanda dünya ekonomisinin, toplumsal yapının ve küresel siyasetin kırılgan noktalarını açığa çıkaran bir katalizör oldu. Pandemi öncesi başlayan ekonomik durgunluklar, eşitsizlikler, sosyal kutuplaşmalar ve küresel güç mücadeleleri, COVID-19 ile birlikte hız kazandı.


Bu makale, pandemi sonrası dünyada yaşanan gelişmeleri ve olası gelecek senaryolarını, Trump dönemi politikaları ve mevcut küresel kriz bağlamında ele almaktadır.



---


1. Küresel Ekonomi ve Sosyal Yapı Üzerindeki Etkiler


1.1 Ekonomik Dalgalanmalar


Pandemi, tedarik zincirlerini kırdı ve küresel üretim ile ticaret ağlarını sekteye uğrattı. Bu, özellikle gelişen ülkelerde döviz dalgalanmaları, enflasyon baskıları ve işsizlik artışı olarak kendini gösterdi.


Küreselleşmenin tıkanması ve üretimin belirli bölgelere bağımlılığı, ekonomik kırılganlığı artırdı.


Merkez bankalarının ve hükümetlerin uyguladığı kısa vadeli maliye ve para politikaları dalgalanmaları sınırlamakta yetersiz kaldı.



1.2 Sosyal Etkiler


Sosyal eşitsizlikler pandemi ile derinleşti.


Toplumsal kutuplaşma ve güven bunalımı artarak siyasi riskleri yükseltti.


Pandemi sonrası artan işsizlik ve gelir kayıpları, sosyal gerilimi ve protesto hareketlerini tetikledi.




---


2. Trump Dönemi Politikaları ve Etkileri


Donald Trump, küresel düzenin kırılmasını hızlandıran ve yönlendiren bir unsur olarak öne çıkıyor. Trump’ın politikaları, dünya krizini dönüştüren, kısa vadede istikrarı zorlaştıran, orta vadede yapısal reformları geciktiren ve uzun vadede çok-kutuplu bir düzenin oluşmasına katkıda bulunan bir etkendir.


2.1 Kısa Vadede Etkiler (0–2 yıl)


ABD’nin korumacı politikaları ve içe kapanması, küresel koordinasyonu zayıflattı.


Ticaret savaşları ve ihracat kısıtlamaları, tedarik zincirlerini kırılgan hâle getirdi.


Dalgalanma ve ekonomik belirsizlik artarken sosyal gerilimler yükseldi.



2.2 Orta Vadede Etkiler (2–7 yıl)


Bölgesel bloklar oluşuyor; ABD-Çin rekabeti derinleşiyor.


Teknoloji ve enerji işbirliği yavaşlıyor, sürdürülebilir projeler sınırlanıyor.


Yapısal reformlar ve küresel koordinasyon gecikiyor; ülkeler kendi bloklarını güçlendiriyor.



2.3 Uzun Vadede Etkiler (8+ yıl)


Dünya çok-kutuplu ve parçalı bir düzene doğru ilerliyor.


Küresel kurumlar zayıflıyor; çok taraflı işbirliği sınırlı kalıyor.


Sosyal eşitsizlik ve çevresel sorunlar bölgesel çözümlerle yönetilecek.




---


3. Dünya Düzeninin Olası Gelecek Senaryoları


3.1 Kısa Vadeli Senaryo (0–2 yıl)


Dalgalanmalar, ekonomik krizler ve sosyal gerilimler artacak.


Küresel koordinasyon sınırlı, yerel ve bölgesel kriz yönetimi ön plana çıkacak.



3.2 Orta Vadeli Senaryo (2–7 yıl)


Bölgesel ve teknolojik bloklar oluşacak.


Tedarik zincirleri ve enerji politikaları bölgesel olarak optimize edilecek.


Ekonomik toparlanma farklı hızlarda gerçekleşecek, uluslararası koordinasyon sınırlı olacak.



3.3 Uzun Vadeli Senaryo (8+ yıl)


Çok-kutuplu, parçalı ve rekabetçi bir dünya ortaya çıkacak.


Dayanıklı ama kırılgan bir küresel sistem oluşacak.


Sosyal ve çevresel riskler bölgesel çözümlerle yönetilecek.




---


4. Sonuç


Pandemi sonrası dünya, sadece sağlık ve ekonomik krizlerle değil, aynı zamanda sistemik kırılganlık ve kutuplaşmayla karşı karşıya. Trump ve benzeri politikalar, krizi tetiklemese de yolunu hızlandırıyor ve dönüştürüyor.


Kısa vadede dalgalanma, orta vadede bloklaşma ve uzun vadede çok-kutuplu bir düzen ortaya çıkacak. Bu süreç, hem ekonomik hem sosyal hem de jeopolitik olarak küresel liderler, ülkeler ve toplumlar için ciddi adaptasyon gerektiriyor.


KÜRESEL SİSTEMİN YENİ EŞİĞİ

Pandemiden Bağımsız Olarak Zaten Yaklaşan Kriz ve Dönüşümün Kapsamlı Analizi


Giriş


COVID-19 pandemisi, dünya tarihinin kırılma anlarından biri olarak hafızalara kazındı. Ancak bugün yaşanan ekonomik çalkantılar, sosyal eşitsizlikler, tedarik zinciri krizleri, siyasi kutuplaşma, enerji ve gıda baskıları tek başına pandeminin ürünü değildir. Aksine, bu dinamiklerin büyük kısmı pandemi öncesinde zaten oluşmuş, küresel sistemde birikmiş ve patlamaya hazır bir potansiyel taşımaktaydı. Pandemi, bu yapısal sorunların görünür hale gelmesini hızlandıran bir katalizör görevi gördü; fakat asıl dönüşüm, 2008 küresel krizinden itibaren adım adım hazırlanan daha derin bir küresel yeniden yapılanmanın sonucudur.


Bu makale, COVID-19’un kasıtlı bir müdahale olup olmadığı tartışmasının ötesine geçerek, pandemi olmasa bile dünyanın bu krizi yaşayacağını gösteren ekonomik, teknolojik, toplumsal ve jeopolitik eğilimleri bütüncül bir çerçeve içinde analiz etmektedir.



---


1. Ekonomik Düzenin Çöküşü: 2008’den Bu Yana Geciken Kriz


1.1. Sürekli Para Basımı ve Balon Ekonomiler


2008 finansal krizinin ardından:


ABD, AB, Japonya başta olmak üzere gelişmiş ekonomiler


tarihsel ölçekte görülmemiş para genişlemesi yaptı,


faizleri sıfıra çekti,


piyasaları yapay şekilde şişirdi.



Bu politika geçici bir çözüm olarak düşünülmüştü; ancak 2010–2020 arası kalıcı hale geldi ve tüm varlık sınıflarında balon oluşturdu: konut fiyatları, teknoloji hisseleri, kripto piyasaları…


Bu balon, pandemi olmasa da 2021–2025 arasında patlamaya zorlanacaktı.


1.2. Tedarik Zincirlerinin Zaten Kırılgan Oluşu


Küresel ekonomi, tek merkezli üretim modeline aşırı bağımlıydı.

Özellikle Çin’de yoğunlaşmış üretim:


lojistik maliyetleri


tek noktaya bağımlılık risklerini


politik gerilimleri



giderek artırıyordu.


Pandemi olmasa bile 2020'lerde bu model zaten çökecekti, pandemi sadece görünür hale getirdi.


1.3. Üretim–Tüketim Dengesizliği


Dünya ekonomisi uzun süredir:


gerçek üretim artışı olmadan


borçlanma ve finansallaşma üzerinden büyüyordu.



Bu sürdürülebilir değildi ve pandemi yalnızca ertelenmiş olan krizi tetikledi.



---


2. Toplumsal Yapının Erozyonu: Kırılma Pandemiden Önce Başladı


2.1. Gelir Adaletsizliği


ABD’de, AB’de ve gelişmekte olan ülkelerde:


orta sınıf küçülüyor,


büyük servet şirketlere ve az sayıda bireye yoğunlaşıyor,


emek gelirlerinin payı düşüyordu.



Pandemi bu durumu hızlandırdı; ancak kök sebep pandemi değildi.


2.2. Dijitalleşme ve İşgücünün Dönüşümü


Otomasyon, yapay zekâ ve dijital altyapı zaten 2010’lardan itibaren yükseliyordu.

Pandemi yalnızca bu süreci 5 yıl öne çekti.


Dijitalleşme olmasaydı bile:


perakende,


bankacılık,


eğitim,


hizmet sektörü



büyük bir işgücü fazlasıyla yüzleşecekti.


2.3. Toplumsal Kutuplaşma ve Güvensizlik


Son 10 yılda dünya genelinde:


sosyal medya algoritmaları,


siyasi kutuplaşma,


ekonomik belirsizlik

toplumları zaten bölüyordu.



Pandemi, sadece üstündeki perdeyi kaldırdı.



---


3. Jeopolitik Gerilimler: Yeni Soğuk Savaş Zaten Başlamıştı


3.1. ABD–Çin Rekabeti


Pandemiden yıllar önce:


teknoloji savaşları,


ticaret savaşları,


Güney Çin Denizi gerilimleri

küresel düzeni zaten kırıyordu.



Pandemi yalnızca rekabetin hızını artırdı.


3.2. Enerji Düzeni ve Rusya–Avrupa Gerilimi


2015–2020 arasında enerji piyasasında:


ABD kaya gazı devrimi,


Rusya'nın Avrupa bağımlılığını artırma stratejisi,


yenilenebilir enerji teknolojilerinin maliyet düşüşü

güç dengelerini değiştiriyordu.



Bu dönüşüm, pandemi olmadan da gerçekleşecekti.


3.3. Gıda ve Su Krizleri


İklim krizi, tarım verimsizliği ve nüfus baskısı nedeniyle 2020’lere girerken gıda fiyatlarının artacağı zaten öngörülüyordu.



---


4. Dijital Devlet ve Yeni Yönetim Biçimleri


4.1. Veri Temelli Yönetim Modeli


Pandemiyle birlikte dijital devlet uygulamaları güçlense de:


dijital kimlik,


mobil devlet,


online vergileme,


dijital güvenlik sistemleri



pandemi öncesi zaten çok hızlı bir geçiş dönemindeydi.


Pandemi bu süreci görünür ve meşru hale getirdi.


4.2. Gözetim Toplumu Tartışması


Pandemi sırasında kullanılan takip uygulamaları, veri izleme araçları ve dijital kontroller, birçok kişi için yeni bir konu gibi görünse de Çin, ABD, AB bu teknolojilere zaten yatırım yapıyordu.



---


5. Peki Pandemi Olmasaydı Bugün Yaşananlar Yaşanır mıydı?


Evet.

Hemen hemen hepsi yaşanacaktı — sadece zamanlaması ve şiddeti değişebilirdi.


■ Pandemi olmasa bile:


küresel ekonomik balon patlayacaktı,


tedarik zincirleri çökecekti,


enerji ve gıda fiyatları artacaktı,


enflasyon yükselişe geçecekti,


ABD–Çin rekabeti şiddetlenecekti,


toplumsal eşitsizlik ve kutuplaşma büyüyecekti,


dijitalleşme hızlanacaktı.



■ Pandeminin yaptığı:


bu süreci hızlandırmak,


eş zamanlı hale getirmek,


toplumsal algıyı dönüştürmek,


yeni düzeni meşrulaştırmak oldu.




---


Sonuç: Pandemi Bir Sebep Değil, Bir Hızlandırıcıdır


Bugün yaşanan ekonomik çöküşler, fiyat artışları, siyasi gerilimler, toplumsal sorunlar ve teknolojik dönüşüm, pandeminin sonucu değil; zaten yaklaşan küresel yeniden yapılanmanın doğal sonuçlarıdır.


Pandemi, bu büyük dönüşümde bir katalizör, hatta bir prova niteliği taşıdı.

Ancak oyunun senaryosu, 2008 krizinden sonra zaten yazılmış durumdaydı.


Dünya, pandemi olmasa da aynı dönüşümü 2020’lerde yaşayacaktı; pandemi yalnızca bu geçişi hızlandırdı ve görünür hale getirdi.




8 Kasım 2025 Cumartesi

Bilinçli Evrim: Devrim Kavramının Yeni Paradigması

 



Özet

Bu makale, tarihsel materyalizmin “devrim” kavramını çağdaş bilimsel ve düşünsel gelişmeler ışığında yeniden ele almaktadır. Modern fizik, bilişsel bilimler ve dijital toplum kuramı; değişimin yalnızca maddi koşullarla değil, gözlemci bilincin yönelimiyle de şekillendiğini göstermektedir. Bu bağlamda “bilinçli evrim”, hem toplumsal hem bireysel dönüşüm süreçlerinin yeni kuramsal çerçevesi olarak önerilmektedir.

1. Giriş

Klasik tarihsel materyalizm, toplumsal değişimi üretim biçimleri ve maddi ilişkiler üzerinden açıklar. Karl Marx’a göre, “insan bilincini belirleyen toplumsal varlıktır.” Ancak 20. yüzyılın sonundan itibaren bilgi kuramı, sistem teorisi ve kuantum fiziği alanlarında ortaya çıkan yeni bulgular, gözlemcinin gerçeklik üzerindeki etkisini tartışmaya açmıştır. Bu durum, “maddi belirlenim” anlayışının mutlak olmadığını, bilincin de dönüşümün etkin bir unsuru olabileceğini göstermektedir. Dolayısıyla “devrim”, artık yalnızca dışsal bir sistem çöküşü değil, bilinçsel bir paradigma değişimi olarak da değerlendirilebilir.

2. Devrim ve Evrim Arasındaki Diyalektik

Evrim, toplumsal ya da biyolojik düzlemde birikimli değişimdir; devrim ise bu birikimin niteliksel bir eşiğe ulaşmasıyla ortaya çıkan sıçramadır. Bu diyalektik ilişki, doğa yasaları kadar toplumsal yasalar için de geçerlidir. Ancak evrim, yalnızca kendiliğinden bir süreç değildir. İnsan bilinci, seçimleri ve yönelimleriyle evrimin hızını ve yönünü değiştirebilir. Bu noktada kuantum gözlemci etkisi önemli bir metafor sağlar: Bir sistemin gözlenme biçimi, onun durumunu değiştirebilir. Toplumsal süreçlerde de benzer bir olgu geçerlidir — farkındalık, yeni davranış kalıpları ve yeni kurumlar yaratır. Dolayısıyla bilinç, toplumsal evrimin pasif değil, aktif bir bileşenidir.

3. Bilinçli Evrim Kavramı

“Bilinçli evrim”, bireylerin ve toplumların kendi gelişim süreçlerini farkındalıkla yönlendirmesi anlamına gelir. Bu kavram, hem Marx’ın diyalektik materyalizmi ile hem de modern sistem teorisi ve bilişsel bilim ile kesişir. Çünkü her iki yaklaşım da insanın hem özne hem nesne olduğunu kabul eder: İnsan, tarihi yapar ama koşullarını da tarih belirler. Dijital çağda bu diyalektik daha görünür hale gelmiştir. Bilgi, enerji ve üretim biçimleri artık sadece fiziksel değil, bilişsel düzlemde yeniden üretilmektedir. Bu nedenle devrim, artık üretim araçlarının değil, bilinç araçlarının dönüşümüyle tanımlanabilir.

4. Devrimin Yeni Alanı: Dijital ve Bilişsel Sistemler

21. yüzyılın “sessiz devrimi” dijital ağlarda yaşanmaktadır. Veri, algoritma ve yapay zekâ sistemleri, insan davranışını ve toplumsal örgütlenmeyi yeniden biçimlendirmektedir. Bu süreç, klasik anlamda bir devrim değildir; çünkü görünür bir yıkım yoktur. Ancak bilgi üretim biçiminin kökten değişmesi, Marx’ın tarif ettiği anlamda bir “üretim ilişkileri dönüşümü”dür. Dolayısıyla günümüz devrimleri, artık sokakta değil; bilinçte, değerlerde ve dijital ağlarda gerçekleşmektedir. Bu dönüşüm, “bilinçli evrim” sürecinin tarihsel karşılığıdır.

5. Sonuç

Devrim ve evrim, birbirinden bağımsız süreçler değil, aynı dönüşümün iki yönüdür. Evrim sürekliliği, devrim eşik aşımını temsil eder. Ancak modern bilimsel ve bilişsel perspektif, bu sürecin yalnızca maddi değil, bilinçsel bir boyutu da olduğunu göstermektedir. Bu nedenle geleceğin devrimi, “bilinçli evrim” biçiminde ortaya çıkacaktır: İnsan, kendi bilincini dönüştürerek hem toplumu hem doğayı yeniden kurma kapasitesine sahiptir. Gerçek devrim, bilincin evrimidir.

7 Kasım 2025 Cuma

Dijital Güç Ağları, Yankı Odaları ve Dayanışmanın Mücadelesi — Günümüzde Nasıl Bir Strateji Gerekli?


 

Giriş:

Dijital çağda siyaset, teknoloji ve medya arasındaki ilişki yeniden tanımlanıyor. Özellikle büyük teknoloji şirketleri ile siyaset kurumlarının yakınlaşması, yalnızca ekonomik veya inovasyon bağlamında değil; algı, iletişim ve dayanışma açısından da yeni dinamikler yaratıyor. Bu makalede, bu kesişimin “yankı odaları”yla nasıl bir ilişkisi olduğuna ve özellikle dayanışma temelli projeler için ne tür stratejik çıkarımlar yapılabileceğine odaklanacağız.

Bölüm-1: Teknoloji ve Siyaset Kesişimi

  • Trump-teknoloji şirketleri örneği: Büyük teknoloji aktörlerini Beyaz Ev’de ağırlama, AI stratejileri, yatırım vaatleri. LSE Blogları+1

  • Bu buluşmaların yalnızca teknoloji politikaları değil, aynı zamanda algı yönetimi ve gündem kontrolü açısından da okunabileceği.

  • Şirketlerin devletle yakın ilişki kurarken, kendi platformlarını ve dijital varlıklarını da bir güç unsuru olarak kullanabilme potansiyeli.

Bölüm-2: Dijital İletişim ve Yankı Odaları

  • Araştırmalar, sosyal medya ortamlarında benzer görüşlü kullanıcıların bir araya geldiğini ve farklı görüşlerle etkileşimin azalabildiğini ortaya koyuyor. Cambridge University Press & Assessment+2PMC+2

  • Bu durum toplumsal dayanışmayı zayıflatabilir çünkü ortak değerlerin oluşması için farklı görüşlerin karşılaşması, çatışması ve yeni sentezler üretmesi önemli.

  • Algoritmaların bu süreci nasıl desteklediği/engellediği hâlâ tartışmalı ama yankı odalarının etkisi ihmal edilemez. SpringerLink+1

Bölüm-3: Dayanışma Temelli Projeler İçin Stratejik Çıkarımlar

  • Dayanışma, yalnızca proje yapmak değil, ortak değer etrafında ortak hareket etmek demektir.

  • Dijital ağlarda ‘aynı görüşlüler’ döngüsünden çıkmak için:

    • Farklı sosyal medya platformlarında yer almak

    • Çeşitli demografik ve bölgesel gruplarla irtibat kurmak

    • Eylem odaklı içerikler sunmak (örneğin birlikte üretim, kamu katılımı)

  • Değerlerin görünür olması, paylaşılması ve tartışılması gerekir. “Vicdan”, “eşitlik”, “şeffaflık”, “umudun yeniden inşası” gibi temalar somut eylemlerle desteklenmeli.

Sonuç:
Dijital çağda dayanışma kurmak, yalnızca içerik paylaşmakla bitmiyor. Siyaset-teknoloji gücüyle şekillenen iletişim ağlarını kavramak; yankı odalarını, platform algoritmalarını ve sosyal medya dinamiklerini dikkate almak gerekiyor. Ancak bu şekilde, “çıkara dayalı değil, değer temelli” bir dayanışma modeli inşa edilebilir — senin vizyonun olan bir bütünlük, kapsayıcılık ve sürdürülebilirlik açısından kritik.

Taş, Kod ve Zaman: Bir Mimarın Tarih ve Gelecek İnşası

 Roma’yı yıkan iklimdi, Bizans’ı yıkan bizdik. Şimdi sıra bize mi geldi? Bir bina düşünün. Statik hesapları sağlam, cephesi güzel. Ama zemin...